Cuma , Aralık 14 2018
Ana Sayfa / RÜŞTÜ ÇAKIR'IN YAZILARI / DİLBİLGİSİNİ NEDEN ÖĞRENİYORUZ?

DİLBİLGİSİNİ NEDEN ÖĞRENİYORUZ?

Otuzlu kırklı yaşlara geldiğimizde misafirlikte, bir dost sohbetinde ya da gecenin ilerleyen saatlerinde, eminim, hiçbirimiz “Ya, şu ilkokulda öğrendiğimiz sıfatlar da ne güzel kelimelerdi! Hadi tanımını yapıp çeşitlerini söyleyelim.” şeklinde bir konuşma başlatıp derinine inmiyordur. Aynı durum, eminim, dilbilgisinin diğer konuları için de geçerlidir.

Biz ilkokuldan başlayarak lisenin son sınıfına kadar tekrar eden aynı dilbilgisi konularını sadece gireceğimiz sınavlarda sorulacak dört-beş seçenekli testleri doğru cevaplayabilelim diye de öğrenmiyoruzdur, herhalde.

Peki, biz dilbilgisi konularını niçin öğreniyoruz?

Okuyarak dinleyerek ve izleyerek öğrendiklerimizi eksiksiz öğrenmiş bilgiyle dolup taşmış olabiliriz. Ama, bunları yazılı ve sözlü anlatımla, tam ve doğru biçimde anlatamıyorsak neye yarar? Nitekim, aynı zamanda bir düşünür olan Mevlana, bu konuda  “Ne kadar bilirsen bil, anlattıkların karşındakinin anlayabildiği kadardır.”  diyor. Biz bildiklerimizi karşımızdakine TAM ve DOĞRU anlatabilmek için dilbilgisi konularına ihtiyaç duyarız. Dilbilgisini öğrenmekten/öğretmekten maksat, bu bilgilerin konuşmalarda ve yazılarda kullanılması olmalıdır. Biz dilbilgisinde öğrendiklerimizi konuşmalarımızda ve yazılarımızda kullanmaya başladıkça duygu ve düşüncülerimizi  TAM ve DOĞRU olarak anlatmış oluruz. Başarı için bu gereklidir.

Dünya tarihinde iz bırakmış insanların hayatlarını iyi incelemek lazım. Bu insanların çoğunun ortak özelliği, “İYİ OKUYUCULAR ve İYİ KONUŞMACILAR/YAZARLAR” olmasıdır. İyi konuşan/yazan insanlar, hayatta tuttuğunu koparan, kitleleri bir amaç için peşlerinden sürükleyebilen insanlardır. Bu insanlar,  dillerinin özelliklerini ve inceliklerini yani dillerinin bilgisini iyi bildikleri  ve bu bilgileri konuşmalarına/yazılarına  uygulamış oldukları için iyi konuşmacılar/yazarlardır. Konuşurken, “Çocuk okuyor.” demek de var. “Sarı saçlı, kahverengi gözlü, pantolonu yamalı, ayağı terlikli, sekiz-dokuz yaşlarındaki erkek çocuğu okuyor.” demek de var. Fark ortada. İlk cümleyi metallerden “küflü tenekeye” benzetirsek ikincisini herhalde “altın”a benzetiriz. Dilbilgisini iyi bilen insan, onu konuşmalarında ve yazılarında kullanan insandır.  Bu yolla sözü küflü teneke değersizliğinden kurtararak altın değerine kavuşturur. Bu da onun kendini tam, doğru ve etkili ifade ederek hayatta başarılı olmasına büyük katkı sağlar. Canlılar içinde bilinçli konuşma yeteneğine sahip tek varlık insandır. İnsan da bu yeteneği en etkili şekilde kullanmalı; diline dair bilgileri ve incelikleri öğrenmeli; bunları sadece sınavlarda kullanılacak hayatın dışındaki kitabi bilgiler olarak görmemeli; bu bilgileri mutlaka konuşmalarında ve yazılarında kullanmalıdır. İşte o zaman dilbilgisini öğrenmek/öğretmek bir anlam kazanır. Konuşmalarda ve yazılarda etkili ve güçlü bir anlatım yakalanmış olur.

Rüştü ÇAKIR

Hakkında Buca Ortaokulu Türkçe Zümresi

Buca Ortaokulu Türkçe Zümresi
Buca Ortaokulu Türkçe Zümresi'nin ortaklaşa çalışmalarıdır.

Bu habere de bakabilirsiniz.

HAYVAN VE İNSAN / CEREN ÖZDEMİR

İnsanlığın bir bölümü hayvanları küçümsemiştir. Oysaki hayvanlar, insanların yakıp yıkma eğiliminde olanlarından daha üstündür. Eğer buna …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir